Aslında benim durumumda bi garip. Bu bloğu twitter hesabımı facebooktaki 2.3. hesaplarımı canımdan çok sevdiğim kardeşimden gizliyorum. Eğer haberi olursa rahat yazamam içimi rahatça dökemem. Yürümek yazmak temiz hava almak bana iyi geliyor. Yazmak hariç diğerlerini kardeşimle yapabildiğim için kendime özel tek yanım yazmak oluyor. Genellikle iş yerinde giriyorum bloğa ve twitter a. Farklı isimlerde götürüyorum yazışmalarımı. Bazen biri beni tanır diye de-ki tanımasına imkan yok- edepli yazıyorum. Gündüzleri ve haftaiçi yazmak sorun olmuyor da en çok akşamları Okan Bayülgen i izlerken deliriyorum. Tüm programlarını kaçırmadan izlerim ve hepsine de tweet atmak istiyorum ama ne mümkün… kardeşimle aynı odada kalıyoruz bilgisayarı açıp twitter a girmem imkansız resmen deli oluyorum. Adam programın dibine vuruyor ve ben mal gibi sadece izlemek zorunda kalıyorum. Sevgili Okan Bayülgen ölüyorum programlarına yorum yapmak çıkardığın kişilere sataşmak az biraz laf sokmak istiyorum ama işte kalıyorum. Bilesin ki orda bi fosforlu var uzakta ve hep seni izler bayılır sana da programlarına da… (buarada baykuşa bayılıyorum ölüyorum bitiyorum,bana alsınlar diye çevremdeki herkese mızmızlanıyorum.uyuyup uyuyup sıçraması tam olarak beni anlatıyor aynaya bakıyor gibiyim :) ) 26 Mart 2012 Pazartesi
Ben Yazmak ve Okan...
Aslında benim durumumda bi garip. Bu bloğu twitter hesabımı facebooktaki 2.3. hesaplarımı canımdan çok sevdiğim kardeşimden gizliyorum. Eğer haberi olursa rahat yazamam içimi rahatça dökemem. Yürümek yazmak temiz hava almak bana iyi geliyor. Yazmak hariç diğerlerini kardeşimle yapabildiğim için kendime özel tek yanım yazmak oluyor. Genellikle iş yerinde giriyorum bloğa ve twitter a. Farklı isimlerde götürüyorum yazışmalarımı. Bazen biri beni tanır diye de-ki tanımasına imkan yok- edepli yazıyorum. Gündüzleri ve haftaiçi yazmak sorun olmuyor da en çok akşamları Okan Bayülgen i izlerken deliriyorum. Tüm programlarını kaçırmadan izlerim ve hepsine de tweet atmak istiyorum ama ne mümkün… kardeşimle aynı odada kalıyoruz bilgisayarı açıp twitter a girmem imkansız resmen deli oluyorum. Adam programın dibine vuruyor ve ben mal gibi sadece izlemek zorunda kalıyorum. Sevgili Okan Bayülgen ölüyorum programlarına yorum yapmak çıkardığın kişilere sataşmak az biraz laf sokmak istiyorum ama işte kalıyorum. Bilesin ki orda bi fosforlu var uzakta ve hep seni izler bayılır sana da programlarına da… (buarada baykuşa bayılıyorum ölüyorum bitiyorum,bana alsınlar diye çevremdeki herkese mızmızlanıyorum.uyuyup uyuyup sıçraması tam olarak beni anlatıyor aynaya bakıyor gibiyim :) ) 14 Mart 2012 Çarşamba
Karışık düzen...
Gri yağmurlu ve soğuk bir Ankara günü daha… Bugünlerde kafam, ayrıldığım sevgilim (limon) dan ziyade ülkenin durumunda gündemine takıldı. İlk olarak sevgili Cem Yılmaz evlendi bol magazinli bir düğün yaptı. Evlendiği kız için bir ton haber yapıldı. Yok geçmişi yok doğduğu yer yok yaptığı işler vs vs vs. Kimsenin hayat görüşüne saygısızlık yapmak istemem ama bu evlilikle ilgili bşyler söylemek istiyorum. Eğer bu düğünü yapan halktan biri olsaydı ne olaylar çıkmıştı bi düşünsenize. Kız 4 aylık hamile gelinlikte küçük bir göbek… Daha isteme aşamasında garipti her şey. Türkiye de yaşıyoruz biz de hangi baba 3 aylık hamile kızını istemeye gelen damata bu kadar candan davranır mutluluk pozları verir? Kameralar önünde mutlu mesut açıklama yapar??? Adamın yaptığının doğruluğu ya da yanlışlığı beni ilgilendirmez ama aklıma takılıyor işte. Halktan biri bunu yapsaydı kızın babası evden çıkacak halde olmazdı değil kameralara gülmek aynada kendine bakamazdı. Çok büyük bir haksızlık olduğuna inanıyorum.4 aylık hamile bir kızla yapılan düğün günlerce gündemden düşmüyor. Herkes kutluyor tebrik ediyor. Merak ediyorum bu tebrik cümleleri kuran insanlar aynı durumda başkası olsaydı ne derdi. İçten içe kızın namusunu sorgulamaz mıydı? Bilmiyorum ben mi kötüyüm ben mi yanlış düşünüyorum ama benim bu ihtişamlı düğünden gördüğüm bu…
Bir başka gündem de Sivas Katliamı. Zamanaşımı kabul edilip 5 sanık için dava düştü. Suç ölen 2 kişiye verildi. 37 can… Göz göre göre yakıldı. Bu kararı verenlerin o gün yakanlardan hiçbir farkı yoktur benim gözümde. 37 can a yanmak için alevi olmak gerekmez. İçinde biraz insanlık olan bu insanlık ayıbını görür.
Kimsenin kimseyi yakmadığı, yakmanın takdir edilmediği, insanlık suçuna zaman aşımının verilmediği bir ülke istiyorum. Az biraz huzur, az biraz mutluluk…
7 Mart 2012 Çarşamba
Bir tut...
Sabah sabah otobüste aklıma geldi limonla bir anımız. Arabayla gezdiğimiz günlerden bir gün bizim memleketin derneğinin önünden geçtik. Ben görünce gülerek ‘’hayatım bak ilerde çocuğumuzun yarısı da buralı olacak’’ dedim , donmuş bir ifadeyle ‘’nasıl yani?’’ dedi ‘’ee ben buralı olduğuma göre çocuğun da annesi olduğuma göre çocuğun da yarısı buralı oluyor’’ dedim. Bana bir bakışı vardı görmelisiniz yani. Sanki çocuğu düşman ülkelerin birine yolladım vatana millete hayırsız bir evlat yetiştirmek istemişim gibi tavır takıntı. O kadar bozuldum ki. Ne demek yani senin o aptal memleketin çocuğun nüfus kağıdına işliyor da benim ki sözde bile olunca mı sorun oluyor. Beni ve memleketimi bu kadar mı kötü görüyorsun? Olayın aslı beni memleketim yüzümden istemeyen annesi. İlk zamanlar – annesi benim nereli olduğumu daha bilmiyorken- her şeyin güzel benim deli gibi mutlu olduğum günlerde bizim oraların kelimelerini öğrenmeye çalışıyordu. Hatta bana o kelimelerle seni seviyorum seni özledim diyordu. Sırf ben mutlu olayım diye. O zamanlar memleket farkımız gözüne gelmiyordu. İnsan ayırmıyordu. Sadece iyi olması onu sevmesi bir insanı sevmek için yetiyordu. Ama ne zaman ki annesi memleketimi öğrendi ipler o zaman koptu. Beni hiç istemedi hep başka bir soydan geldiğimi asla mutlu olamayacağımızı söyledi. Benim gerizekalı limonum da aldandı anasına. Artık o kelimeleri kullanmayan bizim insanlar küçük gören eleştiren bir adam oldu. Asıl merak ettiğim ben bunlara niye tahammül ettim. Bu adamı bu kadar mı çok sevdim? Beni ailemi hiçe sayan bir anneye sahip, fikirleri o annenin etrafında şekillenen o adamı niye deli gibi sevdim? Herkesi eleştiren onur gurur kişilik nutukları çeken ben, eleştirdiğim insanlardan beter duruma düştüm.
Şimdi insanları memleketlerine, ailelerine , ırklarına, mezheplerine göre ayırmadan sevmek ne kadar zor. Ki bu konuda ayrım yapanları eleştiren onları insanlık suçu işliyormuş gibi gören bendim. Limon ve ailesi benden insanlığımı inandıklarımı aldı. Arkadaşlarımın bana uygun gördüğü adayları düşünürken artık memleketlerini mezheplerini dikkate alıyorum. Bunu yapanlardan nefret ederken ben yapar hale geldim.
Yok mudur kimsenin kimseyi yaftalamadan yaşadığı bir yer???
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

